Kalabalık Yemek Sofrası Görmek Ne Demek?
Hayatımda birkaç an vardır ki, gözlerim hala o anları görür gibi olur. O anlardan biri, yıllar önce bir yaz akşamı, evimizin mutfağında yaşadığım o sıcak, kalabalık yemek sofrasıdır. Sadece bir yemek masası değil, hayatın her anını, her duygusunu, her sevdayı içinde barındıran bir sofra. Kayseri’nin o sıcak yaz akşamında, bir masanın etrafında toplanan insanlar, sanki bir araya gelmiş bir ailenin tüm hikayeleriydi. O sofrada oturanların her birinin içinde bir duygu vardı, bazen kırgınlık, bazen sevda, bazen ise yıllarca kaybedilmiş zamanların hüsranı… Ama en çok da umut vardı, her şeyin yeniden iyi olacağına dair küçük bir umut.
Kalabalık Sofralarda Birlikte Olmak Ne Demek?
O gün, annemin mutfakta her zamanki gibi yemekleri hazırlarken, ben de sofrayı kuruyordum. Sofra büyüktü. Ailenin tüm üyeleri, komşular, bazen uzak akrabalar… Herkesin yeri vardı. Hatta tanımadığım birkaç kişi bile vardı o sofrada. Ne de olsa Kayseri’de herkes birbirine biraz yabancı, biraz tanıdık olur. O an sofraya oturmak, sadece karnını doyurmak değil, yediğinin anlamını da hissetmek gibiydi. Kalabalık bir yemek masası görmek demek, tüm dertlerin, tüm kırgınlıkların bir an için unutulması demekti. Sofranın etrafında oturanların yüzlerinde birbiriyle paylaşılan yılların hatıraları vardı. İleri yaşlardaki teyzemin gülümsediğini hatırlıyorum, ama o gülümsemenin içinde kaybolmuş yılların kırgınlıkları vardı.
Yemekler hazırlanırken, herkesin gülüşmelerini, sofrada oturanların seslerini duymak insana garip bir huzur veriyor. Ama içimde bir şey vardı, bir eksiklik, bir hüzün… O sofrada bazen eksik olan bir şey vardı, hep eksik kalacak bir şey. Kimin eksik olduğunu bilemiyorum, belki de o an mutfaktan gelen mis gibi yemek kokularından daha yoğun, kalbimdeki boşluktur.
O an o masada kimse bir arada olmak zorunda değildi. Ama ne vardı biliyor musunuz? O sofrada bir araya gelen her insan, bir şekilde bir bağ kurmuştu. Tanımadığım o insan bile, o sofrada bir parça olmuştu. Yani, kalabalık yemek sofrası görmek demek, aradığın her şeyi bir arada bulamamak ama yine de o yemek masasının ortasında oturmanın anlamını keşfetmek demekti. Yani bir şeyler eksikti, ama yine de o eksikliği kucaklamıştık.
Bazen Sofrada Olmak, Hiç Olmamak Gibidir
O sofrada bir arada oturmanın verdiği huzur ve mutluluğun yanı sıra, bazen çok da yalnız hissedebilirsin. Sanki her bir kişi başka bir dünyaya aitmiş gibi. Bütün sohbetler arasında, sanki kimse seni anlamıyormuş gibi. O masanın başında, etrafımda konuşan insanların sesini duyarken, bir anda kendimi çok uzaklarda hissetmiştim. Hani varmışsın gibi, ama yokmuşsun gibi… Herkesin kendi dünyasında kaybolduğu anlar vardır ya, işte tam o an, o sofrada otururken ben de o duyguyu yaşadım. Sofranın kalabalığı, bana kalabalık bir yalnızlık gibi geldi.
Özellikle o akşam, hala gözümün önünden gitmeyen, aklımda hep yankı yapan bir söz vardı: “Yemek bir arada yenmeli.” Bunu annem bir ara söylemişti. Yemekler hep birlikte yenmeli, sofralar hep beraber kurulmalı, sofrada olanlar da birbirine yakın olmalıydı. Ama o gün hissettiğim şey, bu cümlenin içindeki anlamın her zaman tam olarak karşılanamadığıydı. Sofrada herkes bir arada ama yine de bir arada olmamak… Kafamda dönen bu düşüncelerle, o anın içindeki huzuru kaybetmeye başlamıştım.
Ama her şeyin ötesinde, hala bir şey vardı; umut. Belki de kalabalık yemek sofrası görmek, bir zamanlar kaybolmuş olan, belki de bir daha asla bulunamayacak olan bir duygunun hatırlatıcısıydı. Yine de, her kalabalık sofrada insanın içinde bir umut kırıntısı olur. “Belki bir gün, belki yarın, belki de başka bir sofrada, insanlar birbirlerini tam anlamıyla hissedebilirler,” diyordum kendi kendime.
Bir Sofra, Bir Hikaye: O Akşam Ne Oldu?
O yaz akşamı, masadaki herkesin içinde aynı şeyi düşündüğünü hissettim: “Bu anı tekrar yaşamak ister misiniz?” Kimse doğrudan bir şey söylemiyordu ama gözlerdeki ışıltı, her şeyin yolunda gittiğini anlatıyordu. Herkesin dilinde aynı temalar vardı: “Şu eski günler, şu güzel anlar…” Kalabalık sofrada, geçmişe dair o kadar çok hikaye vardı ki, her bir yemek bir anıydı aslında. Belki o anı geçmişte bırakanlardı, ama o yemek sofrası, o anıyı tam da ortasına oturtmuştu.
Ama sonra bir şey fark ettim: Sofrada olduğumuzu bildiğimiz an, bir arada olduğumuzu hissettiğimiz an, aslında her şeyin kaybolmuş olmasına da izin veriyoruz. Yani, bazen kalabalık sofralar görmek, hep birlikte olmanın anlamını hatırlamak demekti, ama aynı zamanda geçmişin acılarını, kayıplarını da yavaşça kabul etmek demekti.
Bir sofra, hayatın ne kadar hızlı değiştiğini, ne kadar kalıcı olmayan şeyler olduğunu hatırlatıyordu. Ama yine de bir umut vardı. O sofrada bir arada olmanın verdiği o sıcaklık… Bu anı hiç unutmayacağım. Çünkü kalabalık bir yemek sofrası görmek demek, hepimizin kaybolan zamanların acısını birlikte hissedebilmesi demekti. İnsanlar kaybolsa da, yemek masasında olmak, birlikte yaşamak anlamına gelirdi.
O günden sonra, kalabalık yemek sofrası görmek, benim için yalnızca bir yemek masası değil, bir dönüm noktası haline geldi. Sadece o anı değil, kaybolan zamanları, geçmişi ve geleceği de içinde barındırıyordu. O sofrada olmanın anlamı, her şeyin içinde bir parça huzur bulmaktı. Yani belki de o kalabalık yemek sofrası, gerçekten görmek istediğimiz şeyin ne olduğunu anlatıyordu: Birlikte olmanın, belki de kaybolan zamanların verdiği eksiklikleri kabul etmenin ve her şeye rağmen umut etmeyi hatırlamanın yolunu.
Ve ben hala o sofra hayalini hatırlıyorum, her şeyin eksik olduğu ama aynı zamanda tamam olduğu o anı.